Zihin kontrolü veya beyin yıkamak mümkün mü?
Zihin kontolü veya beyin yıkamak mümkün mü?
Hadi canım sende mi diyorsunuz?
Günümüzde sıkça yaşanmaya başlanan psikolojik savaşta; olmazsa olmaz
bir savaş tekniği ve kullanılması elzem yöntemlerin başında mı
gelecek, zihin kontrolü?
Bilmiyoruz!
Düşünüyoruz!!
Tahmin ediyoruz!!!
Gizli kapılar ardındaki nice laboratuvarlarda, milyonlarca dolar
ayrılmış çalışmalar niçin yapılıyor merak ediyoruz?!
İnsanın amacı, insanı kontrol altına almak ise; diktatör ruhlar,
zihinleri neden kontrol altına almak için çalışmalar yapmasın?!
Belki de yapılıyor?
Şu an, şimdi, yeni bir teknik bulunmuş bile olabilir!
“Kanımda hiçbir duygu yoktu. Hiç bir öfke yoktu. Hiçbir şey yoktu.
Beynimde ölü bir sessizlik hakimdi. Ölüm, soğuk sessizlik kalkıp
yürüyene kadar devam etti. O bana baktı. Beni geçerek ilerledi ve
sonra kafamda onu duydum. O bana tekrar ve tekrar “onu yap,onu
yap,onu yap” diye tekrar etti.”(M. D. Chapman J. Lennon’ un katili)
Zihin kontrolü sağlayabilmek için, kimlerin nasıl bir mefaati
olabilir?
Yazının devamını okuyun »
KÜRT DERNEKLERİNDEN İNGİLİZLERE TOKAT GİBİ CEVAP
[Başbakanlık, Osmanlı Arşivi,Belgenin Bulunduğu Kısım: HARİCİYE. İM, 60/3] Bugünlerde (Lozan Konferansı görüşmelerinde) İngiltere Delegasyonu Reisi Lord Curzon’un Kürtlere bağımsızlık verilmesi fikrini ortaya atarak, Kürtler’in hamisi tavrını takınmasını hayret ve şaşkınlıkla karşıladık. Kürtlerin tarihi geçmişi: Biz Kürtler, Turan neslinden bir kavimiz. Milli an’anelerimiz ve özelliklerimizden (yiğitlik, kahramanlık vb.) dolayı Türkler bize ” yiğit ve cesur ” manasına gelen Kürt ismini vermişlerdir. Kürt adıyla anılan ve büyük hizmetleri geçen kahramanların isimlerinin yaşaması amacıyla Deminan, Hayderan, Kureyşan ve Lolan gibi isimler kabile ve aşiretlere verilmiştir. Bu aşiretler, bugün anavatanın Doğu Türklerini oluşturmaktadırlar.
Kürtlerin 1876 tarihinden önceki ve sonraki durumları araştırılacak olursa, İranlı misyonerlerin aşiretler üzerinde yaptıkları çalışmaların sonucunda Kürtler kendi öz lisanları olan Türkçe lehçesini ve öz kültürlerini yavaş yavaş kaybettiler. Bundan dolayı Erzurum, Van, Bitlis ve Musul taraflarındaki aşiretler Farsçadan başka bir şey olmayan Kırmanç adı verilen Farisi lehçeyi konuşmaya başladılar.
Yazının devamını okuyun »
BURNU UZUN OLANLAR
Ruanda, küçük bir Afrika ülkesidir. Uganda, Tanzanya ve Burundi ile sınır komşusudur.
Nüfusu: 9,907,509
Okur-yazar oranı: % 70,4
Din: Halkın % 82,5’u Hıristiyan, % 5’i Müslüman.
Resmi diller: Kinyaruandaca, Fransızca ve İngilizce.
Doğal kaynaklar: Altın, kalay cevheri, tungsten cevheri, metan gazı.
Kişi başına yıllık gelir: 1000 dolar.
Halkın % 60’ı yoksulluk sınırı altında.
Ruanda, 1860 yılında Almanya’nın sömürgesi oldu.
Almanlar Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkınca, Ruanda 1916 yılında Belçika’nın boyunduruğu altına girdi.
Belçikalı egemenler, Ruanda’yı kolayca yönetebilmek için, sömürgecilerin o çok iyi bilinen ‘Böl ve Yönet’ yöntemini hemen uygulamak istediler. Ama önce, Ruandalıları bölüp parçalıyacak bir gerekçe bulmalıydılar.
Belçikalı egemenler Ruandalıları dini inançlarına göre bölemiyorlardı, çünkü halkın büyük çoğunluğu Hıristiyan misyonerlerin onlarca yıl süren yoğun çabaları sonucu Hıristiyan olmuştu. Öyleyse, dini inanca dayalı bir ayrımcılık söz konusu olamazdı. Ruandalıları etnik kökene göre ayrıştırmak da olanaksız görülüyordu. Gerçi Ruandalıların bir kısmı çiftçilik bir kısmı da hayvancılık yapıyordu ama, bu farklılık derin bir ayrımcılık yaratmaya elverişli değildi.
Yazının devamını okuyun »
